Kurumsal Sosyal İnovasyon

Kurumsal Sosyal İnovasyon

Sosyal sorumluluğun bir adım ötesi mi? Yenilikçiliğin farklı bir türü mü?

Sanayi toplumundan bilgi odaklı topluma geçişte, yenilik anlayışı da dönüşüme uğramış durumda. Yenilik artık sadece “teknik” olarak nitelendirilebilecek uzman ekipler tarafından değil; tüketicilerin, hatta toplumun da dâhil olduğu kapsamlı süreçler çerçevesinde üretiliyor. Öte yandan, yoksulluk veya küresel ısınma gibi toplumsal sorunların çözümünün sadece hükümetlere bırakılamayacağı; sivil toplum ve iş dünyasının da çözüm sürecine dâhil edilmesi gerektiği konusunda farklı taraflar hemfikir. Sosyal inovasyon kavramı ve uygulamaları da bu noktada ön plana çıkıyor. Sosyal inovasyon akademik literatürde, toplumsal sorunların çözülmesinde yenilikçi süreçler kullanılması, yenilikçi fikirler ve uygulamalar geliştirilmesi ve bu yolla toplumsal bir dönüşüm yaratılması olarak tanımlanıyor. “Kurumsal sosyal inovasyon” ise, şirketlerin faaliyet alanları dâhilinde sosyal inovasyon yaratma yetkinliklerini ve uygulamalarını içeren bir kavram olarak yakın zamanda ortaya çıkmış ve hem akademik çevrelerde hem de iş dünyasında önemli yer edinmiş bir kavram.

Toplumsal sorunlara yenilikçi çözümler getirilmesi olarak tanımlanabilen sosyal inovasyon, son yıllarda akademik çevreler ve iş dünyasında sıklıkla dile getirilen bir kavram haline geldi. Sosyal ve toplumsal alandaki sorunların karmaşıklığı ve çok sayıda paydaşı içermesi, bu sorunların çözümünün yalnızca devletlerin ya da sivil toplum kuruluşlarının inisiyatifine bırakılamayacağı yönündeki inanışı kuvvetlendirmiş durumda. Günümüzde bireyler, sosyal girişimciler olarak; şirketler ise sürdürülebilirlik kaygısıyla çözümün bir parçası olabilmek için yenilikçilik becerilerini ortaya koymaktalar. Buna noktada sosyal inovasyon uygulamaları, ilgili tüm paydaşların problemlerin tanım ve çözümüne katkısını garanti eden ve sonucunda toplumda değişimle birlikte toplumsal değer yaratma olgusuna da hizmet eden uygulamalar olarak dikkat çekiyor.

 

Sosyal inovasyon kavramının ne olduğunu daha iyi açıklayabilmek için kullanılan en yaygın örneklerden biri, Danone firması ile mikrofinans sisteminin mucidi Muhammed Yunus tarafından kurulan Grameen Bank arasında yapılan işbirliği. Bu iki firma, Grameen Danone Foods Ltd. isimli bir ortak girişim kurarak, besin değeri yükseltilmiş bir yoğurt içeriğini 80 gramlık paketlerde Bangladeş’in yoksul mahallelerine ulaştırmayı hedefliyorlar. Söz konusu yoğurt hem oldukça düşük bir fiyata satılıyor, hem bu bölgelerde yaşayan ve yeterli beslenemeyen çocukların besin ihtiyacını karşılıyor, hem de kurulan özel dağıtım sistemiyle kadınlara istihdam olanağı sağlıyor. Şirketin yerel dağıtım ağını, o bölgelerde yaşayan kadınlar oluşturuyor. Bu inovatif işbirliği ile değer zincirinin birçok aşamasına yenilik getirilerek, birden fazla toplumsal soruna yönelik değişim yaratma hedefleniyor.

Yukarıda bahsedilen örneğe benzer diğer örneklerin dünyada, gerek gelişmekte olan, gerekse gelişmiş ülkelerde giderek daha fazla arttığını görüyoruz. Hindistan’da görme engellilerin ekonomik hayata katılımı için yürütülen projeler, Burkina Faso’da tarımla uğraşan halkın gazyağıyla çalışan lambalardan jeneratörlere geçişini sağlayacak girişimler veya Belçika’daki sanatçıların özlük haklarını korumaya yönelik oluşumlar gibi süregelen sosyal problemlere yönelik yenilikçi çözüm uygulamaları, aslında yabancı olduğumuz konular değil. Ancak bunların “sosyal inovasyon” başlığı altında toplanarak daha bilinçli ve daha sistemli hale gelmesi nispeten yeni farkına vardığımız bir dönüşüm. Bu dönüşümün temel katalizörlerinden biri de devlet ya da sivil toplum kuruluşları tarafından çare bulunamayan sosyal sorunlara yenilikçi uygulamalarla cevap veren kâr odaklı işletmeler, şirketler.

Peki, sosyal inovasyonda kâr amacı güden işletmelerin, şirketlerin gerçek rolü ne? İş dünyasının topluma karşı görevleri denildiğinde akla hemen kurumsal sosyal sorumluluk kavramı geliyor. Kurumsal sosyal sorumluluk, uzun yıllardır şirketlerin ajandasında önemli bir yer tutuyor. Şirketler, faaliyetlerinin sürdürülebilirliğini sağlayabilmek için ürün ya da pazarlara odaklanmanın yanında, çalışanlarına, topluma ve doğal kaynaklara da önem vermeleri gerektiğinin uzun zamandır farkındalar. Bu geleneksel sosyal sorumluluk yaklaşımında şirketler, toplumsal sorunlara yönelik bütçeler yaratarak itibar yükseltme çabasına giriyor ve sosyal sorumluluğu paydaşlara yönelik bir meşrulaşma aracı olarak kullanıyorlar. Son yıllarda ise kâr amacı güden işletmeler toplum ile birlikte çalışarak, çevre, eğitim, kültür ve benzeri konularla ile ilgili mevcut sorunlara yenilikçi çözümler geliştirmeye odaklanıyor; var olan toplumsal ihtiyaçları fikir geliştirme, yeni pazarlara hizmet etme, süregelen problemleri çözme fırsatları olarak görüyorlar.  C.K. Prahalad’ın “The Fortune at the Bottom of the Pyramid (Piramidin Altındaki Servet)” kitabı veya Michael Porter ve Mark Kramer’ın Harvard Business Review’da yayınlanan “Creating Shared Value (Paylaşılan Değer Yaratmak)” makalesi, iş dünyasının toplumsal sorunlara yönelik çözüm çabalarının iş fırsatı olarak değerlendirilebileceğine ve bu şekilde kârlılık üzerinde olumlu etki yaratabileceğine işaret ediyor. Bu durum, günümüzde pazar dinamiklerinin yalnızca ekonomik değil, toplumsal ihtiyaçlar ışığında da şekillenmesi ile açıklanıyor. Bu nedenle yakın geçmişte sosyal inovasyon kavramı, kurum stratejileri ve kurumun ekonomik büyümesi ile de ilişkilendirilmeye başlanmış durumda.

Günümüzde şirketler, çözümlenmemiş sosyal problemlerin kendileri için ek maliyetler yaratabileceği düşüncesinden hareketle toplumsal ihtiyaçlar karşısında proaktif davranma ihtiyacı hissediyorlar. Dolayısıyla artık yalnızca ekonomik değer değil, sosyal değer yaratabilmek için de çaba gösteriyorlar. Kurumsal sosyal sorumluluk uygulamalarının neredeyse tüm sektörlerde “olmazsa olmaz” uygulamalar haline gelmesiyle birlikte, özellikle toplum nezdinde farklılaşmak isteyen kurumlar, sosyal sorumluluğa yenilikçi boyutlar getirmeye çalışıyorlar. Bu gelişmelere bağlı olarak, “Kurumsal Sosyal Inovasyon (Corporate Social Innovation)” ifadesi son birkaç yıldır iş dünyasında sıklıkla dile getiriliyor. Birçok global firma, kurum içi jargonuna kurumsal sosyal inovasyon terimini eklemiş durumda. İş dünyasının bu konuya olan ilgisinin bir diğer göstergesi de KPMG veya Michael Porter’ın kurduğu FSG gibi global danışmanlık firmalarının müşterilerine bu alanda danışmanlık vermeye başlamış olmaları.

Kurumsal Sosyal İnovasyonun Özü: Hem Toplum İçin, Hem Şirket İçin Değer Yaratmak

Kâr amacı güden bir şirket neden toplumsal sorunları yenilikçi yöntemlerle çözmeye çalışır? Başarılı sosyal inovasyon uygulamaları yürüten şirketlere bu soruyu yönelttiğimizde, odak noktasının yalnızca toplumsal sorunları çözmek değil, bu sorunların çözümünün şirket üzerinde de olumlu etki yaratma potansiyeli olduğunu görüyoruz. Michael Porter ve Mark Kramer’ın da bahsettikleri “paylaşılan değer” kavramı da bu noktada ön plana çıkıyor. Şirketler sosyal inovasyonu hayırseverlik amacıyla yapmıyorlar. Çoğunlukla kendilerini de ilgilendiren toplumsal sorunları hedef alarak, kaynaklarını bu doğrultuda mobilize ederek sorunun çözümüne yönelik modeller yaratıyorlar. Bu nedenle kurumsal sosyal inovasyon, çoğunlukla şirketlerin etki alanları içerisinde yaşadıkları veya gözlemledikleri toplumsal problemlerin, kârlılık artırıcı iş fırsatlarına dönüştürülmesi olarak karşımıza çıkıyor. Örneğin Koç Holding’in başarıyla yürüttüğü ve 2012 yılında gönüllü koçluk ayağını Özel Sektör Gönüllüleri Derneği’ne devrettiği “Meslek Lisesi Memleket Meselesi” projesi, Türkiye’deki başarılı kurumsal sosyal inovasyon uygulamalarından biri. Bir yanda istihdam sorunuyla karşı karşıya kalan meslek lisesi mezunlarının, diğer yanda ise kalifiye ara eleman sıkıntısı çeken işverenin yaşadığı sorunları çözmeyi hedefleyen bu kapsamlı çalışma, ilgili tüm paydaşları da sürece dahil ederek sistemsel bir dönüşüm yaratmayı başarmış bir proje. Ülkemizdeki başarılı sosyal inovasyon uygulamalarına verilebilecek diğer örnekler arasında, özellikle teknoloji ve telekomünikasyon sektörlerinde faaliyet gösteren büyük ölçekli işletmelerin teknoloji okuryazarlığını arıtmaya yönelik gerçekleştirdikleri projeler de sıralanabilir. Örneğin dünya genelindeki 27 Vodafone vakfından birisi olan Türkiye Vodafone Vakfı’nın, Kadın Girişimcileri Derneği (KAGİDER) ve Türkiye Bilişim Vakfı (TBV) işbirliği ile başlattığı “Teknolojide Kadın Hareketi” projesi, Türkiye’de kadınları iletişim teknolojilerinin sunduğu imkânlarla tanıştırmayı ve bu yolla kadınlar için ekonomiye katılımlarına yönelik fırsat eşitliği yaratmayı, sosyo-ekonomik durumlarını iyileştirmeyi ve girişimciliklerini geliştirmek için gerekli zemini hazırlamayı hedefliyor.

Yukarıdaki bilgiler ışığında, kurumsal sosyal inovasyon kavramını “(1) şirketlerin faaliyet gösterdikleri çevredeki toplumsal sorunlara yenilikçi çözümler bulmak amacıyla, (2) toplumsal sorunları tespit etme ve yenilikçi olarak çözme becerileri kullanılarak, (3) şirketler tarafından başlatılan, şekillendirilen, koordine edilen ve (4) toplumsal sorunların tanımı ve çözümü safhalarında ilgili paydaşların da dâhil edildiği, çaba ve uygulamalar” şeklinde kapsamlı bir tanımla açıklayabiliriz. Bu tanım çerçevesinde, “sosyal problemlerin yenilikçi yaklaşımlarla çözümü”, “kurumların toplumsal ve sosyal sorunları çözmesi”, “problem tanımı ve çözümü safhalarına paydaşların dâhil edilmesi”, “toplumsal sorunlara duyarlılık göstererek sürdürülebilir kârlılık sağlama ve değer yaratma” gibi temaların ön plana çıktığı görülüyor.

Mevcut akademik çalışmalar incelendiğinde, kurumsal sosyal inovasyon kavramının, kurumsal sosyal sorumluluk (corporate social responsibility), örgütsel yenilikçilik (organizational innovativeness) ve sosyal girişimcilik (social entrepreneurship) kavramlarıyla yakın ilişki içerisinde olduğunu söylemek çok da yanlış olmaz. Bu kavramlar arasındaki benzerlik ve farklılıklar süregelen bir tartışma konusu olmakla birlikte, kurumsal sosyal inovasyonun bahsi geçen kavramların hepsinden parçalar içerdiğini öne sürmek mümkün.

 

Kurumsal Sosyal İnovasyon ve Kurumsal Sosyal Sorumluluk İlişkisi

Kurumsal sosyal inovasyon ile belki de en fazla kıyaslanan kavram, şirketlerin topluma, çevreye ve paydaşlarına karşı etik ve duyarlı davranması anlamına gelen kurumsal sosyal sorumluluk kavramı. Günümüzde pek çok yönetici ve akademisyen kurumsal sosyal inovasyona “kurumsal sosyal sorumluluğun bir adım ötesi” olarak bakıyor. Kurumsal sosyal inovasyon kavramının, eski terimlerden yorulmuş iş dünyasının yeni ve daha popüler terimlerle canlandırılması amacıyla üretildiği de iddialar arasında. Ancak bugünün karmaşık toplumsal sorunlarını çözmeye soyunan iş dünyası için geleneksel sosyal sorumluluk uygulamalarının yetersiz kalacağını söylemek yanlış olmaz. Tabii ki sosyal sorumluluk da yalnızca bir halka ilişkiler aracı değil, şirketlerin sosyal sorunlara yanıt bulma amacıyla yürüttükleri çalışmaların bütününü kapsıyor. Her iki kavram da “sosyal” bir boyut içerse de, kavramlar arasındaki kilit farklılık “inovasyon” boyutundan geliyor. Buna göre, kurumsal sosyal inovasyon esas olarak yenilik ve farklılık üretmede “sosyal fayda” kavramının da önemsendiği ve dikkate alındığı bir “inovasyon” sürecine karşılık gelirken, kurumsal sosyal sorumluluk için bu tip yenilikçi bir süreç temel koşullardan biri değil.

Sosyal İnovasyonun Yenilik Süreçleri İçindeki Rolü

Yenilikçiliğin sosyal inovasyonun DNA’sında var olduğu aşikâr.  Bu nedenle yenilikçi olmayan bir şirketin sosyal inovasyon üretmesi mümkün görünmüyor. Diğer taraftan başarılı sosyal inovasyon çalışmaları yürüten şirketlerin, yenilikçilik konusunda da öne çıktığı, yeni fikirlere değer verip teşvik ettikleri ve organizasyon yapılarını bu doğrultuda şekillendirdikleri gözlemlenmekte. Şirketler yeniliği ve yenilikçiliği yalnızca çevresel değişimlere tepki olarak değil, aynı zamanda çevresel değişimler yaratmak için de benimsiyorlar. Bu noktada, paydaşların da yenilik süreçlerine dâhil edildiği açık inovasyon (open innovation) uygulamaları kayda değer sosyal inovasyon örnekleri olarak ön plana çıkıyor. Akademik bağlamda açık inovasyon; bir şirket için değerli olabilecek bilgilerin, içsel inovasyonu hızlandırmak amacıyla işletmeye giriş ve çıkışının sağlanması ve pazarların inovasyonun dışsal olarak kullanıldığı yerler hale getirilmesi (Chesbrough, 2006) olarak tanımlanıyor. Açık inovasyon, şirketlere ürün geliştirme ve süreç iyileştirme maliyetlerinin azaltılması, pazara yeni sunulacak ürünlerde zaman kazanılması, ürün kalitesinde iyileştirme, müşteri ve tedarikçi ilişkilerinde iyileşme gibi konularda olumlu katkılar sağlıyor. Bu uygulamalar dâhilinde, ürün inovasyonu veya süreç inovasyonu gibi yenilik süreçleri, sosyal etki ve sosyal fayda da gözetilerek yönetildiğinde, sonuçta mutlaka topluma fayda sağlayan bir çözüm ortaya çıkıyor. Bu bağlamda kurumsal sosyal inovasyonu, organizasyonel çabaların sosyal hedeflere yöneltildiği bir tür yenilikçilik süreci olarak da düşünmek mümkün.

 

Sosyal Girişimcilik Denklemde Nereye Oturuyor?

Aslında sosyal girişimciliği sosyal inovasyondan ayırmak oldukça zor bir iş. Birçok kişi açısından bu iki kavram aynı anlama gelse de, sosyal girişimcilik kavramının geçmişi nispeten daha eskilere dayanıyor. Sosyal girişimciler akademik literatürde, belirli bir toplumsal problemi çözmeye yönelik güçlü bir misyon duygusuyla hareket eden,  bu misyonu yerine getirebilmek için çevredeki fırsatları takip eden ve bu fırsatlardan yararlanmaya çalışan, sürekli öğrenen, adapte olan, yenilik üreten kişiler olarak tanımlanıyor. İş dünyasının yüzünü değiştiren ticari girişimciler gibi, toplumsal dönüşümün önemli araçları olan sosyal girişimcilere tarihten örnekler vermek gerekirse: Mary Montessori (İtalya) (erken çocuk eğitiminde Montessori yaklaşımını geliştirdi), Florence Nightingale (İngiltere) (ilk hemşirelik okulunu kurararak ve hastane şartlarının iyileştirilmesi için mücadele ederek modern hemşireliği kurdu) ve Jean Monnet’den (Fransa) (2. Dünya Savaşı sonrasında Fransa’nın ekonomisini yeniden yapılandırırken, Avrupa Birliği’nin tohumlarını atan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nu kurdu). Günümüzde ise sosyal girişimciler, kurdukları sosyal girişimler yoluyla kâr etmeyi amaçlayan ancak elde ettiği kârı, toplumun önde gelen sorunlarını yenilikçi yöntemlerle çözmek için kullanan girişimciler olarak ön plana çıkıyorlar. Yani sosyal girişimciler, bir yandan kâr elde ederken diğer yandan da sosyal inovasyon üretiyorlar. Ancak bu ilişkinin tersini iddia etmek her zaman için mümkün değil. Yani her sosyal inovasyonun bir sosyal girişim ürünü olduğunu söyleyemeyiz. Bugün hükümetlerin, sivil toplum kuruluşlarının, şirketlerin de sosyal inovasyon projeleri üretip uyguladıkları düşünüldüğünde, sosyal girişimcilerin bu ekosistemde yer alan birçok önemli aktörden sadece biri olduğu söylenebilir.  Sosyal girişimcilik ve kurumsal sosyal inovasyon kavramlarının her ikisinin özünde de “sosyal değişim” ve “yenilikçilik” kavramları olsa da, bu iki kavramın başlangıç noktası birbirinden farklılaşıyor. Biri misyoner ruhla hareket eden sosyal bir girişimcinin ürünüyken; diğeri, hem kendisi için, hem de toplum için fayda yaratmaya çalışan şirketlerin çabalarını temsil ediyor.

Kurumsal Sosyal İnovasyon Becerisi Nasıl Kazanılır?

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız kurumsal sosyal inovasyon kavramı göreceli olarak yeni bir kavram olsa da, dünyada ve Türkiye’de birçok global ve/veya büyük ölçekli firma tarafından adı tam olarak konulmadan yıllardır benimsenmekte ve uygulanmakta. Başarılı sosyal inovasyon uygulamaları yürütebilen şirketlerin ortak özelliklerine baktığımızda bu şirketlerin, sosyal sorunlara yönelik farkındalık ve empati geliştirmiş olduklarını, bu sorunları çözmeye niyetli olduklarını, sosyal inovasyon çabalarını destekleyen bir organizasyonel yapıya sahip olduklarını ve tüm bu çabaları destekleyecek yenilikçilik becerisini de bünyelerinde barındırdıklarını görüyoruz. Bu becerinin oluşumunda özellikle liderlerin konuya yaklaşımı ve kurum kültürünü bu doğrultuda geliştirmeye çalışmaları büyük bir önem taşıyor.

Yukarıda açıkladığımız çerçeve doğrultusunda, bir şirketin kurumsal sosyal inovasyon becerisine sahip olup olmadığını anlamak için aşağıdaki sorular üzerine odaklanmakta fayda var:

Sosyal Empati ve Farkındalık

  • Şirketin etki alanındaki toplumsal sorunların farkında mı?
  • Şirket faaliyetlerinin toplumda yarattığı etkilerin farkında mı?
  • İç ve dış paydaşların sosyal faydaya yönelik taleplerini dikkate alıyor mu?

Sosyal İnovasyona Niyet

  • İçinde bulunduğu sektördeki toplumsal sorunları takip ediyor mu?
  • Vizyon ve uzun vadeli hedeflerine sosyal fayda yaratma kavramını yerleştirmiş mi?
  • Yaptığı işlerin sadece ekonomik boyutunu değil, çevresel ve sosyal etkilerini de dikkate alıyor mu?
  • Toplumsal sorunlara çözüm getirirken, hem şirketin hem de toplumun faydasını düşünen “kazan-kazan” ilkesini benimsiyor mu?

Sosyal İnovasyonu Destekleyen Organizasyon Yapısı

  • Yaratılan sosyal faydayı ölçecek sistem ve süreçlere sahip mi?
  • Toplumsal sorunların çözümünde paydaşlarla işbirliğine ve paydaşların karar süreçlerine katılımına olanak tanıyan mekanizmaları tanımlamış mı?
  • Kurum kaynaklarının (insan kaynağı, maddi kaynaklar, finansal kaynaklar vb.) toplumsal sorunların çözümünde ne şekilde kullanılacağını tanımlamış mı?

Sosyal Değer Yaratmada Yenilikçilik

  • Yeni ürün, hizmet, çözüm geliştirilmesinde sosyal faydayı dikkate alıyor mu?
  • Toplumsal sorunları yenilikçi ve yaratıcı yöntemlerle çözmeye istekli liderlere sahip mi?
  • Toplumun beklentilerini karşılamak için yeni bakış açıları geliştiriyor mu?

Günümüzün iş dünyasında sosyal inovasyon “oyunun yeni kuralı” olarak giderek daha fazla ön plana çıkıyor.  Buna göre, başarılı kurumsal sosyal inovasyon uygulamaları gerçekleştirmek isteyen şirketlerin öncelikle bu beceriyi destekleyecek özellikleri kendi içlerinde barındırıp barındırmadıklarını sorgulamaları gerekiyor. Şirketlerin DNA’sını oluşturan liderlik yaklaşımının, kurum kültürünün, organizasyon yapısının ve iş yapış tarzının mutlaka sosyal fayda ve sosyal etki yaratmayı benimseyecek ve destekleyecek şekilde tasarlanması, kurumsal sosyal inovasyon yaratma becerisinin kazanılması için “olmazsa olmaz”lar arasında yer alıyor. Bu tasarımın da yenilikçilik becerisi ile beslenmesi, inovasyon döngüsünün temel adımları olan fikir üretme, prototip oluşturma, uygulama ve üretilen yeniliği geniş ölçeğe yayma aşamalarının her birinde sosyal etkinin mutlaka dikkate alınması ve şirket becerilerinin bu yönde geliştirilmesi şirketlerin yürütecekleri ya da yürütmekte oldukları sosyal inovasyon projelerinin başarısı için oldukça önemli. Önümüzdeki yıllarda şirketlerin toplum içindeki rolünün giderek ön plana çıkacağı, şirketler üzerindeki sürdürülebilirlik baskısının daha da artacağı düşünüldüğünde, “kurumsal sosyal inovasyon” kavramını sıklıkla duyuyor ve okuyor olacağımızı söylemek hiç de yanlış olmaz.

Not: Bu yazının hazırlanmasında, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) tarafından 3501 Ulusal Genç Araştırmacı Kariyer Geliştirme Programı kapsamında desteklenen SOBAG 113K258 numaralı araştırma projesi bulgularından da yararlanılmıştır.